Bizi takip edin
Bizi takip edin
Kültür Sanat

Cemal Süreya'yı "Cemal Süreya" yapan nedir?



9.1.2018 16:49:21
9 Ocak, Türk edebiyatının büyük ismi şair Cemal Süreya'nın ölüm yıldönümü.

Cemal Süreya'yı "Cemal Süreya" yapan nedir? 

Bu sorunun yanıtını "Tarih Öncesi Köpekler Havlıyordu" adlı kitap ile Süreya'nın psikobiyografisini yazan Psikiyatr Dr. Cemal Dindar ile konuştuk. Cemal Dindar, Yön Radyo'da yayınlanan "Bizim Stüdyo" programında Başak İkiz'in sorularını yanıtladı. 

Cemal Süreya’yı farklı,benzersiz kılan, Onu "Cemal Süreya" yapan ne? neden günümüz gençliği tarafından da çok seviliyor ve paylaşılıyor. 

 Galiba en önemli özelliği Türkçe ile kurduğu bağ. Aslında dışarlıklı bir aileden geliyor olmasına rağmen -yani Kürtçe konuşan bir aileden geliyor olmasına rağmen- Türkçe’yi deyim yerindeyse çağdaş bir Karacaoğlan inceliğiyle şiirde yeniden kurmaya çalışan şairlerimizden biri belki de birincisi. Sanırım en büyük özelliklerinden biri bu.  17. Yüzyıldaki Karacaoğlan’a da baktığımızda  o dönemin büyük nüfus  hareketlerinde, isyan hareketlerinden sonra yerleşik olanı , göçebe ruhu ve göçebe düşünceyi yeniden dil üzerinde yaratma hamlesini görürüz.  Türkçe’de kurucu bir hamledir. Belki bir Yunus Emre ve Karacaoğlan ikisini anabiliriz, büyük kurucular olarak Anadolu Türkçe’sini, konuştuğumuz dili. 1950’lerde 60’larda 70’lerde baktığımızda dil ile gerçekten dili merak ederek , dilin olanaklarını merak ederek deyim yerindeyse dille bir çocuk inceliğinde oynayarak yeniden buluşma çabasının da önemli adlarından biri yine Cemal Süreya’dır. Birden çok Karacaoğlan’dan söz edilir. Büyük Karacaoğlan 17. yüzyıldadır. Vefatından sonra görüyoruz birçok Cemal Süreya ortaya çıkarma arzusu çıkmıştır. Onun adına sanki o yazmış gibi şiirler ortaya çıkmıştır. Yine sözlü gelenekte şairlerde olduğu gibi veya onun yarattığı havanın temsilcisi olduğunu iddia eden veya hakikaten sürdürmeye çalışan, bu konuda emek veren şairler çıkmıştır. Yine Karacaoğlan geleneğinde olduğu gibi  deyim yerindeyse doğurgan bir şiir çabası görürüz Cemal Süreya’da.

Az önce göçebeliğinden bahsettiniz. Kitabınızda Cemal Süreya şiirinin ortaya çıkmasında etkili olanlardan birisinin annesi Gülbeyaz olduğunu söylüyorsunuz...

Cemal Süreya’nın çıkış kitabı Üvercinka kendi şiirinin coğrafyasını bu coğrafyaya yerleştirmiş olan kitaptır. Orada gül ve beyaz ile kurulmuş imgelerin  çok güçlü olduğunu görürüz. Aslında anne çok azdır imge kuruluşunda. Ancak erken yaşta ,sanırım 6-7 yaşlarında, kaybedilen annenin adının bölünerek, başka kadın adlarına da bölünerek sürekli yeniden kurulduğunu görürüz. Tuhaftır ben bir ara üç yerde çok merak ederek kurmaya çalıştım, birlikte yazmaya da gayret ettim ama daha sonra  Cemal Süreya incelemesini yayınladım.

Karacaoğlan, Neşet Ertaş ve Cemal Süreya, üçünde de  erken anne kaybı var ya da üçü içinde özellikle Karacaoğlan’da da anlatılan erken anne kaybı var. Bu bağlanılmış olanın erken kaybını dille kapatmak. Dil sevgisiyle, dil coşkusuyla, dille alınan tatla kapatmak veya onunla yaşamak yaşatmak eğilimi üç şairde de üç ozanda da var. Bunun Türkçe’nin yapısına çok uygun olduğunu sanıyorum. Çünkü Türkçe temel olarak "anaca" dinamiklerle yaşayan bir dil ve bununla şiiri ve özellikle şiir dilini bununla geliştiren bir dil.

Büyük dil hamlelerinde, -bence Cemal Süreya’nın şiirleri de bu hamlelerden biridir- bu gerilimin çok köklü olduğunu görürüz. Cemal Süreya şiirine başta deyim yerindeyse erotik şiir denir özellikle Üvercinka’sına. Bence büyük bir yas şiiridir de aynı zamanda anne kaybıyla ilgili. Son yazdığı dizelere kadar büyük adlara, Anadolu’nun Türkçe’nin büyük adlara hep böyle bir saygı duruşu vardır. Alttan alta da o anacıl damar, anne sesi, Türkçe’nin o doğurgan dili ve onunla bir hesaplaşma içinde onunla bir buluşma içindedir. Bu yanına çok dikkat edilmedi. Biraz Cemal Süreya kendi de yönlendirdi sanırım bunu. Çünkü şiir üzerine çok düşünmüş ve yazmış biri.  Kendi şiiri ile ilgili de bir kolaycılığı da koşulladı sanırım o erotik şiir tanımlamasıyla. Kuşakların paylaştığı yas şiiridir  Cemal Süreya. Belki  baktığımız zaman birkaç ad vardır sosyalistlerin okuduğu , seküler tarafın da İslami tarafın da benimseme gayreti içinde olduğu, sevme çabası içinde olduğu...Sevdiği isimlerden biri, Cemal Süreya.Birleştirici bir isimdir Cemal Süreya. 

Karacaoğlan, Neşet Ertaş ve Cemal Süreya . Üçünde de aslında kaybın dile yansımasından bahsettiniz. Sizin bir cümlenizi okudum. Cemal Süreya’nın ailesinin yaşadığı o sürgün durumu . göçebelik durumu. Siz şöyle diyorsunuz;”Zulüm eğer dil düzeyinde yaşanırsa şiire dönüşür ki öyle de oluyor. “ O sürgün durumu biraz anlatın. Cemal Süreya gençler tarafından da çok paylaşılıyor. Aşkla ilgili cümleleri dizeleri. O sürgün durumu nasıl yansıyor?

Yeni kuşakların Cemal Süreya sevgisinde kavrayış illa  bilinç düzeyinde olmayabilir. Çünkü ergenlik ve ergenliğin  olduğu birkaç yıl yeniden soy tarih kurma zamanıdır da. Aileyi merak etme, kültürü merak etme. Belki de Cemal Süreya bilinçli bilinçsiz o malzemeyi de sunuyor genç kuşaklara ve bu yüzden de seviliyor. Belki bu yüzden yeniden sanki onun şiiriymiş gibi şiirler dizeler yazılıyor. Sürgün, en azından şu galiba: Şiir yaratıcılarında, şiir eyleminde Oktay Rıfat’ın dediği gibi orada belirleyici olan kişinin çocukluğuyla, ilk yıllarıyla bir bağ kurma becerisidir de. Büyük şairler hakikaten çocukluğunu yeniden o dünyaya dönüp oradan malzeme çıkartıp, buraya tekrar yetişkinler dünyasına yeniden dönebilen adlardır. Bu yüzden sürgün ve benzeri deneyimler çocuklukla kurulan çok acı deneyimler ama eğer oradan bir şekilde sağlam bir bünyeyle çıkılıyorsa , özellikle dil sevgisi gibi belirli sevgilerle buluşuyorsa o örseleyici deneyimler , yaratıcılığa da dönüşebiliyor. Travma her zaman olumsuz, kötü, uzaklaşılması gereken bir şey değildir. Belki bazı travmalar, tamamen parçalayan kişiyi çok örseleyen travmalardan klinik bir şeyler çıkartılabilir. Sonuçta biraz travma iyidir. Özellikle şiir eylemi, şiir yaratıcıları vb. durumlar için.

Dersimli bir ailenin çocuğu biliyorsunuz. O yolculuk bana öyle geliyor ki bir mihenk taşı. O sürgün, o tren. Çünkü trenden inmeye falan çalışıyor, babası zar zor trene geri çekiyor.  Bilecik’e geldiklerinde Bilecik halkının onları bir karşılaması var. Sanki bir düğün veya önemli bir şey olacak, hep birlikte bir şey yaşanacak, bir coşku yaşanacakmış gibi börekler yapılıyor, çaylar hazırlanmış vs.

Şimdi bizi ne kurtarır, bizi ne birbirimize bağlar, birbirimize nasıl davranırsak hala kardeşçe yaşayabiliriz. Bu onun daha sonrasında belleğini de yazdıklarıyla ipuçlarını da vermiş adlardan biri Cemal Süreya.  Dolayısıyla bu yanıyla da önemli. Biz Cemal Süreya ve benzeri adlarda şunu çok hissederiz , bu topraklara ve Anadolu’ya duyulan büyük sevgiyi. Yurt sevgisini çok hissederiz. Bunu da sadece kendi ömrüyle ölçmeyen, bir tarih örgüsüyle ölçü getiren, Anadolu’yu kendi tarihiyle de acılarıyla da sevinçleriyle de.  Bunda  belki mazoşist bir tat ortaya çıkıyor zaman zaman ama ne yapalım böyle bir yurdumuz var.Onun deyişiyle çocukluk günlerinde yaratmış Anadolu’yu, tanrı. Burada aslında kendi şiirine de kendi ömrüne de bir gönderme var. Kendisini de kendi şiirinde, kendi dünyasında , kendi ruhsal dünyasında çocukluk günlerinde yaratmış her ne  oraya maya olmuşsa.

Psikobiyografide dikkatimi çekenlerden biri de bu Dostoyevski  ve Cemal Süreya arasındaki ortak noktaları sıraladığınız bölüm. Cemal Süreya , Dostoyevski okuduktan sonra huzurum kaçtı diyor. Neden huzurunu  kaçırmış Dostoyevski Cemal Süreya’nın?

Çünkü Dostoyevski büyük huzursuzlardan biri. Dünya edebiyatında doruk noktalardan biri. Ona da çok uygun. Çünkü Cemal Süreya da kendiyle uğraşan, kendi yetersizlikleriyle, kendi yoksulluklarıyla uğraşan biri.  Sanırım 17 yaşında bu okuma serüveni olduğunda, iki şey var. Biri anne kaybı bir de Dostoyevski. Anne kaybı da aslında bir dil kaybıdır. İlk anlatıları, ilk halk efsanelerini annesinden de duyduğunu söyler. Bu yanıyla da yani kültürle kurduğu bağında bir kaybı ve sonra onu da yeniden onarma çabasıdır. Dostoyevski ile ilgili üzerine çalışılsa bence çok güçlü bağlar da var. Dostoyevski ile kurduğu özdeşleşmede kendi kişiliğinin çok yönlülüğü, bu yönlülüğün sık sık başına da yaşamına da acı olarak dönmüş olması da var. O çok yönlülüğü sanatsal yaratıcılıkla, kültürle kurduğu çok yönlülükle aşmaya çalıştığını görüyoruz. Büyük bir şair ama iyi bir denemecidir aynı zamanda. 



İLGİLİ HABERLER